geçen hafta sonu hava azıcık güneş açınca attım kendimi dışarı. haarlem'den çıktım yola. istasyondan bir (gbkz: ov-fiets) kiraladım, hedefim (gbkz: zuid-kennemerland) tarafıydı. hani şu meşhur kum tepelerinin olduğu milli park bölgesi. türkiye'deyken doğa deyince aklıma hep sarp dağlar, ormanlar gelirdi ama buranın o dinginliği bambaşka bir şeymiş. bisiklet yolları o kadar kusursuz ki, insan sürmekten hiç yorulmuyor, sanki tekerlekler kendiliğinden dönüyor. yol üstünde bir albert heijn'a uğrayıp yanıma bir hazır sandviç, bir de taze sıkılmış portakal suyu aldım, klasik gurbetçi pikniğimi hazırladım. kum tepelerine vardığımda o rüzgarın sesi, sarı otların arasından süzülen güneş derken kendimi başka bir gezegende gibi hissettim. bir ara karşımda o meşhur (gbkz: schotse hooglander) ineklerinden biri belirdi; o kadar sakinler ki, devasa boynuzlarına rağmen yanından sessizce geçip gidiyorsun, dönüp bakmıyor bile. insanın içini müthiş bir huzur kaplıyor gerçekten. hani bazen (bkz: hollanda'da plansız bisiklet rotalarının güzelliği) başlığında da yazarlar ya, cidden abartı değilmiş. o sessizliğin içinde kaybolmak, o gri gökyüzünün altında bile o uçsuz bucaksız yeşili ve maviyi görmek bazen bütün o hafta içi iş stresini saniyeler içinde alıp götürüyor. dönüşte de polderların arasından süzülürken o ufak göllerin kenarında mola verdim. karşıdan gelenlerin birbirine gülümseyerek selam vermesi, o zorlama olmayan nezaket... bazen gurbette olduğumu tamamen unutuyorum bu anlarda. türkiye'deki o trafikten ve gürültüden sonra bu sadelik ve doğayla iç içe olma hali cidden ruhuma ilaç gibi geliyor. --özellikle kum tepelerinde gün batımına yakın kalırsanız ışık ve o renk paleti inanılmaz oluyor--. bazen gerçekten iyi ki buradayım dedirtiyor insana bu sakinlik.