kanada'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasreti
toronto'da geçirdiğim beşinci kışın ortasında şunu çok net anladım ki, kanadalıların o meşhur nezaketi aslında bir yerden sonra devasa bir duvar gibi insanın yüzüne çarpıyor. marketteki kasiyerden iş yerindeki müdüre kadar herkes aşırı nazik, her cümlede bir "sorry" veya "thank you" var ama o nezaketin altı bomboş. ayrımını burada iliklerinize kadar hissediyorsunuz. mississauga'da sıradan bir akşamda sokakların hayalet şehre dönmesi, insanların evlerine kapanıp sadece netflix ve uber eats döngüsünde yaşaması insanı bir süre sonra ruhsal bir çöküntüye sürüklüyor. türkiye'deki o spontane gelişen, saatlerce süren çay sohbetlerini veya akşam saati "hadi geliyoruz" diye arayan dostları özlememek imkansız. burada birisiyle görüşmek için google calendar üzerinden haftalar öncesinden randevulaşmak zorundasınız. bu kadar düzen, bu kadar planlı bir hayat insanı robotlaştırıyor. pearson havalimanı'na her inişimde, o kaotik ama canlı havayı özlediğimi fark ediyorum. (bkz: ) durumu burada da birebir kopyalanmış gibi. kışın -25 derecede kapının önündeki karları kürerken gelen o anlamsız boşluk hissini, her şeyin tıkır tıkır işlemesine rağmen o insani sıcaklığın eksikliğini başka nasıl anlatırım bilmiyorum. vancouver'dan montreal'e kadar hangi şehre giderseniz gidin, eğer o içten mahalle kültüründe büyüyseniz buradaki steril hayat bir yerden sonra batmaya başlıyor. benim tecrübem maalesef bu yönde, aranızda bu sosyal izolasyonu kırıp gerçekten "burada mutluyum" diyebilen var mı?
ela abla30 Eyl 2026 09:53