hollanda'da plansız tren yolculuğu yapmanın huzuru
hollanda'da yaşamanın belki de en az takdir edilen ama insanı en çok özgürleştiren yanı o tıkır tıkır işleyen tren ağı. geçen pazar sabahı amsterdam'ın o kalabalığından daralıp, cebimde bile olmadan, sadece telefonla atladım trene. hedef falan yok, sadece ekranda gördüğüm ilk sempatik isimli yere, leiden'e gittim. bazen diyorum ki (bkz: ) ne kadar keyifliyse, buradaki düzlükte o kanalların arasından süzülmek de o kadar meditatif. leiden'e vardığımda o meşhur yel değirmenlerinin arasından geçip eski şehre daldım. her sokak, her kanal kenarı sanki bir kartpostaldan fırlamış gibi. o dedikleri iç avluları keşfetmek, o sessizliğin içinde kaybolmak inanılmaz bir lüks. istanbul'un o bitmek bilmeyen gürültüsünden, acaba park yeri bulur muyum stresinden sonra burada sadece bisiklet zilini ve suyun sesini duymak hala tuhaf bir mutluluk veriyor bana. bir de o doğa meselesi var; tarafına gidip o mor fundalıkların arasında yürürken insan gerçekten de sistemin çalıştığını hissediyor. her şey planlı, her yer bakımlı ama bir o kadar da doğal kalabilmiş. yanına bir tane alıp bir kanal kenarına çökünce, etrafta koşturan ama kimseyi rahatsız etmeyen o köpekleri, kanoda keyif yapan amcaları izleyince evet abi, hayat bu galiba diyorsun. plan yapmadan, sadece akışa bırakarak bir şehri keşfetmek buranın bana kattığı en güzel alışkanlık oldu herhalde.
onur golgesi25 Eyl 2026 02:04