amerika'da sosyal hayatın sığlığı ve gurbet hasreti
houston taraflarında altıncı yılımı devirirken şunu anladım ki bu memlekette parayla her şeyi alabiliyorsun ama o mahalle kültürünü, samimiyeti asla. denilen o sonsuz ev dizileri arasında yaşarken bazen haftalarca kapı komşumla selamlaşmadığımı fark ediyorum. herkes sabah garaj kapısını açıyor, arabasına biniyor ve işe gidiyor, akşam da tam tersi. oysa ben türkiye'deyken bakkalla iki kelam ederdim, akşamüstü plansızca birine çaya giderdim. burada sosyal hayat resmen bir ajanda yönetimi haline gelmiş durumda. biriyle bir kahve içeceksin, herif iki hafta sonrasına gün veriyor. bu olayı benim gibi hadi geliyoruz ekolünden gelen birini çok yoruyor. ama burada her buluşma bir aktivite, bir amaç olmak zorunda. hele o how are you? sorusunun sadece bir merhaba olduğunu, kimsenin gerçekten nasıl olduğunla ilgilenmediğini idrak ettiğim an yaşadığım hayal kırıklığını unutamam. (bkz: ) başlığında yazılanlar gibi, kuzey amerika'nın genel sorunu bu galiba. en çok da pazar akşamları vuruyor o gurbet hasreti. yarın iş var stresi değil de, ulan şimdi türkiye'de olsaydım en azından birinin yanına gider iki çift lafın belini kırardım düşüncesi kemiriyor içimi. siz de mi aynı durumdasınız yoksa ben mi çevremde samimi insan bulamadım bir türlü?
ozani seyyah26 Eyl 2026 08:09