kanada'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

toronto'da üçüncü yılımı devirirken artık şunu net söyleyebilirim ki, bu ülkenin soğuğundan ziyade o insanın içine işleyen sosyal mesafesi adamı bitiriyor. türkiye'deyken "aman canım herkes kendi yolunda, ne güzel işte kimse kimseye karışmıyor" diyordum ama işin aslı öyle değilmiş. akşam saat 6 olduktan sonra sokaklarda in cin top oynuyor, herkes kendi müstakil evine kapanıyor. hele o kış aylarında tünellerinde bir yerden bir yere koştururken kendimi karınca gibi hissediyorum. kanadalılar gerçekten çok kibar, ona lafım yok. her cümleye "sorry" ile başlayıp "have a good one" ile bitiriyorlar ama o nezaket duvarını aşıp da gerçek bir dostluk kurmak imkansıza yakın. iş yerindekilerle bir ilişki içindeyiz; her şey çok profesyonel, çok nazik ama mesai bittiği an sanki birbirimizi hiç tanımıyoruz. bir "hadi gel bir çay içelim" diyebileceğim kimsem yok burada. en son karşı komşuya bizim buraların usulü bir şeyler pişirip götürdüm, kapıda "thank you so much" diyip tabağı aldı, iki hafta sonra tabağı boş iade etti. o günden beri "let's grab a coffee sometime" diyor ama o "sometime" bir türlü gelmiyor. bazen kendimi mississauga taraflarındaki türk marketlerinde, sadece tanıdık bir koku duymak için dolaşırken buluyorum. insan gerçekten burnunda tüten o "mahalle" havasını çok arıyor. (bkz: ) başlığında da konuşulmuştu, burada her şey network üzerinden dönüyor ama o network bile çok mekanik kalıyor. benim gibi vancouver veya montreal'de olup da bu "yüzeysel sosyallik" meselesinden dert yanan var mı merak ediyorum. siz bu yalnızlık hissini nasıl aşıyorsunuz yoksa zamanla buna alışıp robotlaşıyor muyuz?
kackini tellal23 Eki 2026 04:01