almanya'da doğaya kaçmanın beklenmedik hafifliği

istanbul'un keşmekeşinden sonra buraya ilk geldiğimde "insanlar hafta sonu ne yapıyor ya, her yer kapalı" diye söylenirken kendimi bir anda ile tren raylarının üzerinde buldum. geçtiğimiz hafta sonu hiç plan yapmadan düsseldorf hbf'den atlayıp rastgele bir yöne giden trenine bindim. hedefim yoktu, sadece camdan bakıp yeşilliğin içinde kaybolmak istiyordum. yol beni mönchengladbach taraflarında minicik, adını daha önce hiç duymadığım bir orman köyüne çıkardı. trene binerken yanıma rewe'den aldığım iki sandviç ve bir elma almıştım. istasyondan iner inmez o taze çam kokusu ve sessizlik yüzüme çarptı. türkiye'de olsa böyle bir yere gitmek için saatlerce trafik çekip benzin parasına canımı sıkardım. burada ise telefonumdaki uygulamasını açıp yürüyüş rotalarına bakmak yetti. orman yollarında yürürken karşıma çıkan o sarı tabelalar, her yol ayrımında nereye gideceğini ve kaç dakika sonra orada olacağını bilmenin verdiği o güven hissi çok başka. bir ara göl kenarında bir banka oturdum, yanımda sadece kuş sesleri vardı. gerçekten "yaşamak buymuş" dedirten o anlardan biriydi. (bkz: ) dediğimiz olay gerçekten bir lüks değilmiş, bir yaşam biçimiymiş. yanımdan geçen bisikletli bir teyze selam verince gülümseyerek karşılık verdim, o an kendimi gerçekten buraya ait ve huzurlu hissettim. akşam eve dönerken trende kitabımı okudum, başım ağrımadan, korna sesi duymadan günü bitirdim. bu ülkenin bürokrasisi falan bazen çok yorucu olabiliyor ama şu ulaşım rahatlığı ve el değmemiş doğanın dibimizde olması her şeye değiyor. şehirden sadece yarım saat uzaklaşıp bambaşka bir dünyada nefes alabilmek benim için buradaki en büyük lüks oldu.
gunah bende29 Eyl 2026 08:45