ingiltere'de public footpath kültürü ve doğayla barışmak
taşındığımdan beri beni en çok şaşırtan ve mutlu eden şeylerin başında geliyor bu olay. türkiye'de kamp yapacak ya da yürüyecek yer ararken "burası tapulu mal, girilmez" tabelalarından yaka silkerken burada bambaşka bir dünya buldum. hafta sonu manchester'dan atlayıp trenle hope valley tarafına geçiyorum, peak district'in o devasa yeşilliği içinde kaybolmak inanılmaz bir lüks. burada denilen bir olay var ki insanın doğayla kurduğu ilişkiyi kökten değiştiriyor. adamın özel mülkünün, tarlasının tam ortasından geçen incecik bir yürüme yolu düşünün; yasal olarak oradan geçme hakkınız var. o daracık tahta kapıları aşarken yanınızda koyunlar otluyor, kimse de "senin benim arazimde ne işin var" diye bakmıyor. geçenlerde cotswolds civarında yürürken bir çiftliğin önüne geldim, kapıda (bkz: ) duruyor; kutuya 2 pound bırakıp taptaze yumurtaları çantaya attım. o güven hissi ve doğanın iç içeliği gerçekten insanı rehabilite ediyor. şehir hayatından sıkıldığında yarım saatlik tren yolculuğuyla bambaşka bir yüzyıla ışınlanmak çok garip. o yeşilin tonu zaten başka bir boyutta, yağmurdan mı nemden mi bilmiyorum ama gözü yormayan bir canlılığı var. yürüyüş bittikten sonra bir köye inip, ismi "the swan" veya "the bridge" olan yerel bir bulup şömine başında oturmanın verdiği keyfi hiçbir şeye değişmem. yerel bir bira ve bir porsiyon pie ile günü kapatmak, yeni bir kasabayı sadece binalarıyla değil o toprağa basarak keşfetmek buradaki yaşantımın en büyük motivasyon kaynağı oldu. bazen sadece trenle geçerken bile gördüğün o uçsuz buçaksız vadiler insanı gerçekten tazeliyor.
asli efsanesi19 Eyl 2026 07:31