amerika'da sosyal hayatın yüzeyselliği ve gurbet hüzünü
buraya taşınalı beş yıl oldu ama bazen hala kendimi o devasa içinde yapayalnız hissediyorum. new jersey taraflarında yaşıyorum, her yer yemyeşil, evler şahane ama akşam birine hadi bir çay içelim diye gitmek imkansız gibi bir şey. her şey haftalar öncesinden planlanmak zorunda. o meşhur mevzusuna girmiyorum bile. markette kasadaki çocukla sanki kırk yıllık dostmuş gibi naber nasılsın muhabbeti yapıp iki saniye sonra birbirini unutmak, ilk başlarda sempatik geliyordu ama şimdi o kadar yüzeysel geliyor ki anlatamam. samimiyetin yerini nezaket almış, ama o nezaket asla gerçek bir bağa dönüşmüyor. türkiye'de sokağa çıktığında tesadüfen birine rastlayıp iki lafın belini kırmak, ya da balkondan komşuya seslenmek ne büyük lüksmüş meğer. burada en yakın arkadaşınla bile buluşmak için takvime bakıp gönderecek seviyeye geliyorsun. geçenlerde cuma akşamı işten çıktım, bir yere gidip iki insan göreyim dedim ama herkes arabasına binip kendi garaj kapısından içeri daldı bile. sokaklarda kimse yok, sadece çim fıskiyelerinin sesi var. (bkz: ) benzeri bir his ama burada haftanın her günü akşam yediden sonra o his çöküyor üstüme. insan bazen sadece birine gel bir kahve içelim diyebilmek, saatlerce dertleşmek istiyor ama buradaki sosyal yapı buna pek izin vermiyor. iş arkadaşlarıyla çıkılan aktiviteleri de genelde iş konuşmaktan öteye gitmiyor. her şey o kadar mekanik ki, bazen kendimi simülasyonda gibi hissediyorum. sizde durumlar nasıl? bu yalnızlık hissini ya da sosyal hayatın bu aşırı planlı halini nasıl aşıyorsunuz, yoksa sadece ben mi beceremedim bu işi?
serdar sahin31 Eki 2026 09:50