ingiltere'de sosyal hayatın sığlığı ve gurbet hasreti
beş seneyi devirdim buralarda ama şu adadaki o garip yalnızlık hissini bir türlü aşamadım. ilk geldiğimde "ne güzel işte herkes saygılı, kimse kimseye karışmıyor" diye seviniyordum ama o saygı dedikleri şeyin aslında devasa bir olduğunu anlamam pek uzun sürmedi. hafta içi iş çıkışı birer içmeye gidiyoruz, herkesle çok eğleniyoruz, şakalar havada uçuşuyor ama ertesi gün sanki o gece hiç yaşanmamış gibi bir mesafe giriyor araya. bir derdin olsa, "gel bi' çay içelim dertleşelim" diyebileceğin samimiyeti kurmak imkansız gibi. herkesin ajandası aylar öncesinden dolu. salı akşamı canım sıkıldı diye birini arayıp "hadi chelsea tarafında bir tur atalım" diyemiyorum; çünkü beyefendinin veya hanımefendinin üç hafta sonraki perşembe günü saat 18:15'te 45 dakikalık bir boşluğu var ancak. geçenlerde sainsbury's'de alışveriş yaparken bir teyze sadece gülümsedi diye gözlerim doldu, o dereceye geldim. türkiye'deki o kaosu, gürültüyü özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama insan o samimi, plansız "hadi geliyoruz" telefonlarını arıyor. burada sosyal hayat tamamen üzerine kurulu. "weather is lovely today, isn't it?" cümlesinden öteye geçmek için kırk fırın ekmek yemek lazım. belki ben yanlış yerlerde arıyorumdur dostluğu bilmiyorum ama (bkz: ) gibi şeylerle bu açığı kapatmaya çalışanlar var, bana pek yetmiyor. en azından benim tecrübem bu yönde. sizde durumlar nasıl? bu duvarları yıkabilen, burada gerçekten "evinde" hisseden var mı yoksa hepimiz bu kibar yalnızlığın içinde miyiz?
kubilay abi26 Eyl 2026 15:12