ingiltere kırsalında kaybolmanın verdiği o muazzam huzur
london'ın o bitmek bilmeyen koşturmasından ve metro gürültüsünden kaçıp kendimi bir pazar sabahı cotswolds taraflarına attığımda hissettiğim o duygu tarif edilemez. hani böyle castle combe ya da bibury taraflarına gidersiniz ya, zaman sanki 1800'lerde durmuş gibi hissettiriyor insana. türkiye'deyken doğa diyince aklıma hep deniz kenarı gelirdi ama buradaki o tabelalarını takip edip uçsuz bucaksız yeşilliklerin içine dalmak bambaşka bir kafa. geçen ay bir cumartesi günü rotayı rastgele civarına kırdım. navigasyonu kapatıp sadece o sarımsı limestone taş evlerin arasından, koyunların otladığı çitlerin yanından yürüdüm. bir noktada gerçekten nerede olduğumu bilmediğim ama gram kaygılanmadığım o an, gurbette olduğumu tamamen unuttuğum o nadir anlardan biriydi. yürüyüşün sonunda tesadüfen karşıma çıkan bir bahçesinde oturup buz gibi bir yerel bira içerken yan masadaki amcalarla havadan sudan konuşmak, o meşhur ingiliz mesafeliliğinin aslında doğada nasıl kırıldığını görmek şaşırtıcıydı. (bkz: ) başlığında bahsedilen o sıcaklık burada da var aslında. insan bazen sadece sessizliği dinlemeye ihtiyaç duyuyor. burada doğa insana "yavaşla" diyor resmen. o yosun tutmuş taş duvarlar, her evin penceresinden sarkan rengarenk çiçekler ve tertemiz hava... bu keşiflerin en güzel yanı, planlanmamış olmaları. bir sonraki hafta sonu nereye gideceğimi bilmemenin heyecanı bile bazen hafta içi stresini alıp götürüyor. . en azından benim için ingiltere'ye alışma sürecindeki en büyük teselli bu muazzam kırsal doku ve sunduğu sınırsız keşif imkanı oldu.
ember phoenix10 Eki 2026 09:22