ingiltere'de sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasre
buraya geleli kaç sene oldu hala o derinliği yakalayamadım arkadaş. londra’da ya da manchester’da olman pek bir şeyi değiştirmiyor; her şey üzerine kurulu. sabah işe giderken pret’te karşılaştığın arkadaşınla yaptığın o yarım yamalak sohbetten öteye gidemiyorsun bir türlü. gecenin köründe eve dönerken canın bir kelle paça çeker, bir arkadaşını arayıp 'hadi çık gel' demek istersin ya, işte o burada mümkün değil. herkesin ajandası üç hafta öncesinden dolu. 'gel bir pub'a gidelim' dersin, adam sana google calendar daveti atar. pub demişken; pub kültürü de bir yerden sonra sadece gürültüden ibaret kalıyor. (bkz: ) falan güzel başlıklar tabii ama içindeki o boşluk dolmuyor. bir noktadan sonra 'cheers mate' lafı bile samimiyetsiz gelmeye başlıyor. marketten aldığın ile öğle yemeği geçiştirmekten, yağmurlu gri sabahlara uyanmaktan bahsetmiyorum bile. asıl koyan şey o sosyal çevrenin bir türlü etle tırnak gibi olamaması. (bkz: ) başlığındakilerle kader ortağıyız sanırım. hani her şey çok düzenli, her şey tıkırında ama akşam koltuğa çöktüğünde 'lan ben ne yapıyorum burada' dedirten o yalnızlık hissi hiç geçmiyor. ben mi çok melankolikleştim yoksa bu ada hayatı gerçekten insanı böyle içten içe kemiriyor mu bilmiyorum. siz nasıl aşıyorsunuz bu 'kimsesizlik' hissini? yoksa sadece alışıyor muyuz?
feride sairi29 Eyl 2026 18:49