kanada'daki topluluk bahçelerinde yeşeren samimiyet
toronto’ya ilk taşındığımda, o meşhur kış soğuğuyla beraber insanların da birbirine karşı mesafeli ve kapalı olacağını sanmıştım. fakat junction tarafındaki küçük daireme yerleştikten birkaç ay sonra mahalledeki oluşumuna dahil olunca tüm ön yargılarım yıkıldı. başlangıçta sadece kendi domatesimi, biberimi yetiştiririm diye girdiğim o çitlerle çevrili alan, zamanla benim buradaki en büyük sosyal dayanağım haline geldi. bizim bahçede herkesin ufak bir parseli var ama olay asla sadece tarım değil. yan parseldeki doug amca ile üzerine konuşurken bir bakmışız toronto blue jays’in son maçını veya mahalledeki yeni açılan kahveciyi çekiştiriyoruz. geçen ağustos sonuna doğru düzenlenen etkinliği ise yaşadığım en samimi anlardan biriydi. herkes kendi yetiştirdiği ürünlerle bir şeyler yapıp getirmişti; ben de bizim evin yakınındaki no frills’ten aldığım bulgurla kocaman bir tepsi kısır yapıp götürdüm. başlangıçta "acaba çok mu acı gelir" diye çekinirken, milletin o tabağı saniyeler içinde bitirip tarif sorması gerçekten inanılmaz bir motivasyon kaynağı oldu. (bkz: ) başlığında anlatılan o ruhu bizzat orada, o toprak kokusunun içinde hissettim. bazen (bkz: ) gibi konular insanı çok yorsa da, akşam iş çıkışı bahçeye uğrayıp iki kelam etmek, birinin "su lazım mı senin parsele?" diye sorması burayı ev gibi hissettiren o ince detaylardan. kanada’nın o çok kültürlü yapısı, bu tarz yerel topluluklarda teoriden çıkıp gerçeğe dönüşüyor. en azından benim için gurbette olmanın o buruk tadını değiştiren en güzel sürpriz bu oldu.
gonca calgary17 Eki 2026 07:19