hollanda'da hiç duyulmamış bir kasabayı keşfetmek

insanın bazen içini bir 'yeter artık bu iş güç' hissi kaplıyor ya, işte o anlarda hollanda'nın o dümdüz ama inanılmaz huzurlu coğrafyası imdada yetişiyor. geçenlerde amsterdam'ın o bitmek bilmeyen kalabalığından kaçmak için utrecht üzerinden aşağıya, dordrecht tarafına doğru saptım. aslında planım falan yoktu, sadece uygulamasından bilet alıp rastgele bir yöne gitmek istedim. indikten sonra kendimi o kadar eski ve karakteristik bir atmosferde buldum ki şaştım kaldım. kanalların kenarındaki o yamuk yumuk binalar, insanların kapı önlerinde mahalle fırınından aldıkları taze kruvasanlarla kahve içmeleri... her şey o kadar yavaş ve huzurlu akıyor ki. şehri keşfederken karşıma çıkan o minik butik dükkanlar ve hiç bitmeyen ağları insanın ruhunu dinlendiriyor. biz genelde (bkz: ) diyip geçiyoruz ama işin içine o bölgenin kendine has dokusu girince olay başka bir boyuta taşınıyor. yol üstünde tesadüfen milli parkı'na denk geldim. kiraladığım eski bir bisikletle sazlıkların arasından geçerken o sessizlikte sadece kuş seslerini duymak, insanın gurbette olduğunu unutturup 'iyi ki buradayım' dedirtiyor. hollanda'da yaşamanın en büyük lüksü bu bence; yarım saatlik bir tren yolculuğuyla tamamen başka bir dünyaya ışınlanabiliyorsun. herhangi bir bürokratik engelle veya (bkz: ) gibi dertlerle uğraşmadığın o pazar günleri, bu ülkeye neden bu kadar bağlandığımı tekrar hatırlatıyor. akşam dönerken trende gün batımını izlemek paha biçilemezdi.
rockcisi kopegi11 Eki 2026 08:25