kanada'da doğanın şehre bu kadar yakın olması

vancouver'a ilk taşındığımda beni en çok çarpan şey, gökdelenlerin arasından kafamı kaldırdığımda gördüğüm o karlı dağların aslında sadece bir otobüs mesafesinde olmasıydı. türkiye'de doğaya kaçmak için saatlerce trafik çekip, ulaştığın yerin de betonlaşmış olduğunu görmeye alışmış biri olarak burası bana resmen paralel evren gibi geldi. işten saat 5'te çıkıp 5 buçukta içerisinde, devasa sedir ağaçlarının arasında yürüyüşe çıkabilmek bu ülkenin sunduğu en büyük lüks bence. geçen yaz hayatımın en epik yolculuklarından birini yaptım ve jasper'dan banff'a üzerinden geçtim. o yol boyunca gördüğüm turkuaz rengi göller, buzullar ve yolun kenarında sakince otlayan elkler bana dünyada hala bozulmamış bir yerler olduğunu hatırlattı. hani bazen o meşhur (bkz: ) insanı gerçekten boğabiliyor, evet ama bahar gelip de o karlar eridiğinde ortaya çıkan manzara her şeye değiyor. her sene üyeliğimi yenilemek benim için bir ritüel haline geldi, o kart cüzdanımda durunca kendimi her an bir maceraya hazır hissediyorum. bir de buradaki insanların doğaya olan saygısı çok başka. ormanda yürürken karşılaştığın tanımadığın birinin sana "hi, how is it going?" diye gülümsemesi, insanların prensibine uyup arkasında bir tane bile çöp bırakmaması insana "medeniyet buymuş" dedirtiyor. ama o adrenalin bile şehrin gürültüsünden, stresinden çok daha sağlıklı hissettiriyor. kanada'nın o bitmek bilmeyen mesafeleri bazen yorucu gelse de, direksiyonu kırıp bir göl kenarına çektiğinde gelen o sessizlik ve huzur paha biçilemez. burayı sadece bir göçmen durağı değil de, gerçekten "ev" gibi hissetmemi sağlayan yegane şey kesinlikle bu vahşi ve el değmemiş doğası.
tayfasi abla10 Eyl 2026 07:51