almanya'da plansız trene atlayıp kaybolma keyfi
gecen pazar sabahı münih'te uyanıp "bugün evde durmayacağım" diyerek aldım ve kendimi direkt ana garda buldum. nereye gideceğime karar vermem bile on dakika sürdü; haritadan rastgele bir göl seçip murnau tarafına doğru yola çıktım. türkiye'den gelen biri olarak beni hâlâ şaşırtan şey, şehrin göbeğinden sadece bir saat uzaklaşınca sanki bir kartpostalın içine düşmüşüm gibi hissettirmesi. tren camından o yemyeşil bavyera köylerini, otlayan inekleri izlerken gelen o huzur paha biçilemez. murnau'da indim, staffelsee kıyısında yürürken telefonun çekmediği o orman yollarına daldım. almanya'nın en sevdiğim yanı bu işte; her yer birbirine rotalarıyla bağlı. tabelalar o kadar net ki kaybolmak isteseniz bile başaramıyorsunuz. yanıma aldığım sandviç ve termostaki çayla göl kenarında bir banka çöktüm. etrafta ne bir korna sesi ne de bir telaş vardı. sadece rüzgar ve kuş sesleri. insan bazen gurbette olmanın verdiği o "her şeyi halletmem lazım" stresinden (bkz: ) ancak böyle doğaya kaçarak sıyrılıyor. bir de o meselesi var ya, işte o burada gerçekten mümkün. akşam dönerken trende yorgunluktan gözlerim kapanırken "iyi ki buradayım" dedim kendi kendime. almanya sadece disiplin ve işten ibaret değil; aslında durmayı ve nefes almayı en iyi bilen yerlerden biri. özellikle sonbaharda o ağaçların renk değişimi, her köşe başında karşına çıkan minik şatolar falan derken insan kendini gerçekten şanslı hissediyor. benim için en büyük sürpriz bu dinginlik oldu.
dur bakalim2 Kas 2026 07:56