kanada'da hafta sonu plansız yola düşmenin güzelliği
vancouver'da yaşarken en sevdiğim şey, cumartesi sabahı uyanıp hiçbir plan yapmadan sadece kuzeye doğru sürmek. sea to sky highway üzerinden squamish'e doğru çıkarken solunda okyanus, sağında devasa dağlar eşlik ediyor sana. türkiye'de tatil demek genelde aylar öncesinden yapılan otel rezervasyonu ve kalabalık demekti ama buradaki kültürü bambaşka bir kafa. geçen hafta öylesine çıktım, whistler'ı geçip pemberton taraflarına kadar sürdüm. yol üstünde hiç duymadığım küçük bir göl tabelası görüp saptım. gölün suyu o kadar berrak ve turkuaz ki, insan gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyor. etrafta ne bir işletme var ne de gürültü patırtı. sadece bir iki tane park etmiş, insanlar sandalyelerini atmış sessizce kitap okuyorlar. o an anlıyorsun ki kanada'da lüks dediğin şey pahalı saatler veya arabalar değil, bu sınırsız alan ve mutlak sessizlik. yolda acıkınca durduğun ufacık kasabalardaki yerel fırınlardan aldığın taze aromalı çöreklerin tadı hala damağımda. dönüş yolunda hava kararmaya başlarken gördüğüm o gökyüzü ise başka bir dünya... ışık kirliliği o kadar az ki, sanki yıldızlar kafana dökülecekmiş gibi duruyor. (bkz: ) falan da güzel detaylar tabii ama bu doğanın haşmetli yalnızlığı insanı resmen formatlıyor. hafta içi ofiste veya evde yaşadığın tüm o küçük stresler, o devasa çam ağaçlarının arasında ufalıyor gidiyor. her seferinde iyi ki gelmişim şu memlekete dedirten nadir anlardan biri bu işte. benim tecrübemde kanada'nın en büyük nimeti bu ulaşılabilir huzur oldu.
ela abla28 Eyl 2026 07:25