almanya'daki sokak başı hazineleri ve zu verschenken kültürü

taşındığım ilk haftalarda berlin'in ara sokaklarında gezerken bina kapılarının önlerine bırakılmış, üzerinde yazan karton kutuları görünce önce "bunlar çöp mü?" diye düşünmüştüm. sonra bir baktım ki kutuların içi pırıl pırıl kitaplar, mutfak eşyaları, hatta bazen çalışır durumda küçük elektronik aletlerle dolu. meğer buradaki insanlar "benim artık işime yaramıyor ama başkasının işini görsün" diyerek kapılarının önüne böyle küçük paylaşım noktaları bırakıyormuş. geçen hafta bizim pappelallee civarında yürürken bir kutuda tertemiz bir pikap iğnesi ve birkaç eski caz plağı buldum. bildiğin hediye paketi gibi özenle bırakmışlar kutuyu. insan o an o meşhur alman ciddiyetinin ve mesafesinin altında ne kadar zarif bir toplumsal dayanışma yattığını anlıyor. israfı önlemek bir yana, o eşyanın bir başkasının evinde hayat bulması fikri çok huzurlu. bazen kutuların üzerine "viel spaß!" yani iyi eğlenceler gibi notlar bırakıyorlar, okuyunca insanın günü güzelleşiyor resmen. türkiye'de genelde ihtiyaç sahibine elden verilir ya da bir yere bağışlanır ama burada direkt sokağın, mahallenin ortak kullanımına sunulması çok daha zahmetsiz ve samimi bir yöntem gibi geldi bana. sadece eşya da değil; geçenlerde birisi kendi bahçesinden topladığı fazla elmaları küçük keselere koyup yazarak bahçe çitine asmıştı. aldım bir tane, yol boyu kıtır kıtır yedim, resmen çocuk gibi sevindim o an. (bkz: ) çıkarken böyle ufak sürprizlerle karşılaşmak şehre olan aidiyet hissini de artırıyor. bu kültür sayesinde evdeki fazlalıklardan kurtulmak bir yük olmaktan çıkıp minik bir iyilik eylemine dönüşüyor.
yolunda olcu19 Eki 2026 09:28