almanya'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasreti
buraya geleli tam dört yıl oldu ama bazen kendimi hala o ilk günkü bavullarla havalimanından çıkmış yabancı gibi hissediyorum. almanya'da yaşamak kağıt üzerinde harika; her şey tıkır tıkır işliyor, maaşın günü şaşmıyor, 'den veya edeka'dan aldığın peynirin kalitesi hep aynı standartta kalıyor. ama akşam olup da o meşhur saati gelince, o sessizlik bir boşluk gibi çöküyor insanın üstüne. türkiye'deki o "hadi beş dakikaya kapının önündeyim, çay koyduk" samimiyetini mumla arıyorum. burada bir arkadaşınla kahve içmek için bile iki hafta önceden yapmak gerekiyor resmen. herkesin takvimi aylar öncesinden dolu, kimsenin hayatında plansızlığa yer yok. geçenlerde potsdam taraflarında bir göl kenarına gittim, manzara şahane ama yanımda o an hissettiğim bir şeyi paylaşacak, iki kelamın belini kıracak eski bir dost olmayınca o manzara bile insana yük oluyor. hani (bkz: ) falan diyoruz ya, o huzur bazen koca bir sessizliğe ve yalnızlığa dönüşüyor. gurbet hasreti dedikleri şey sadece anne baba özlemi de değilmiş; sokağın gürültüsünü, birinin balkondan seslenmesini, o plansız gelişen akşamları özlüyorsun. iş yerinde her şey çok profesyonel ama öğle yemeğinde bile kimse gerçek bir şeyden bahsetmiyor, hep hava durumu ya da hafta sonu yapılacak o klişe yürüyüş rotaları konuşuluyor. türkiye'deki kaosun içinde boğulurken buradaki düzenin hayalini kurardık, şimdi bu kusursuz düzenin içinde o eski düzensizliğin sıcaklığını arıyoruz. benim gibi hissetmeye başlayan, bu düzenli yalnızlık içinde kendini sorgulayan başkaları var mı?
bu da gecer30 Eyl 2026 10:54