kanada'da doğanın şehirle bu kadar iç içe olması

vancouver'a ilk yerleştiğimde herkesin neden sürekli spor kıyafetlerle gezip elinde matla dolandığını anlamamıştım ama şehri tanıdıkça mevzuya uyandım. burada doğa sadece hafta sonu gidilen bir yer değil, hayatın tam ortasında bir durak. öğlen işten çıkıp yarım saatte tırmanışına gidebilmek veya hafta sonu sabah erkenden üzerinden kuzeye doğru sürüp o devasa fiyortları izlemek gerçekten paha biçilemez bir lüks. geçenlerde squamish tarafında bir göl kenarına gittim, alice lake civarıydı sanırım. o sessizlik, ağaçların heybeti ve havadaki o tertemiz çam kokusu insana yaşadığını hissettiriyor. türkiye'de orman dediğimiz yerlerin çoğu maalesef mangal dumanı ve plastik şişe doluyken, burada insanların doğaya olan saygısı ve o korumacı tavrı karşısında bazen gözlerim doluyor. kimse gürültü yapmıyor, herkes patikada karşılaştığında birbirine selam verip gülümsüyor. ayı görme ihtimali bile korkutucu değil de doğanın bir parçasıymışsın gibi heyecan verici bir deneyim hissettiriyor. özellikle (bkz: ) işlerini halledip altına bir araba çektikten sonra keşif alanı acayip genişliyor. ontario tarafında yaşayanlar için neyse, burası için de vancouver island o. ferry ile karşıya geçip tofino'da dalgaları izlemek, devasa sedir ağaçlarının arasında yürümek insanın ruhunu dinlendiriyor. göçmenliğin o ilk yıllarındaki adaptasyon sancısını, o bitmek bilmeyen evrak işlerinin stresini bu doğa sayesinde atlattım diyebilirim. bazen sadece bir banka oturup okyanusu izlemek bile her şeye değdiğini hissettiriyor.
burak sahin2 Eki 2026 07:58