hollanda'da bisikletle kaybolmanın verdiği o garip huzur
geçen pazar sabahı utrecht'teki evden çıkıp, elimde sadece bir şişe suyla kuzeydoğuya doğru sürmeye başladım. amacım aslında çok spesifik bir yer görmek değildi, sadece o meşhur ağının beni nereye götüreceğini merak ediyordum. bir buçuk saat sonra kendimi soest tarafındaki kum tepelerinde buldum. burası denizden kilometrelerce uzakta olmasına rağmen devasa kum tepeleriyle dolu, insanın içini ferahlatan garip bir coğrafya. her yer çam kokusu ve çocuklarıyla piknik yapan, köpeklerini gezdiren güleryüzlü insanlarla doluydu. biraz daha ilerleyince amersfoort'un o meşhur kapısına vardım. o an anladım ki hollanda aslında sadece büyük şehirlerden veya turistlerin doluştuğu yerlerden ibaret değil; asıl ruhu bu küçük, tertemiz ve her köşesi tarih kokan kasabalarda gizli. kanalların hemen dibindeki bir fırından taze çıkmış bir alıp, bir banka oturdum. karşımdaki 15. yüzyıldan kalma binalara bakarken "iyi ki buradayım" dedim. insanların birbirine "hoi" diyerek selam vermesi, o genel huzur hali ve doğanın her zaman elinin altında olması paha biçilemez. hollanda'da yaşarken en keyif aldığım şeylerden biri kesinlikle bu; hiçbir yere bağlı kalmadan, sadece bisikletine atlayıp hiç bilmediğin bir köyde, bir yel değirmeninin gölgesinde kahve içebilme özgürlüğü. bazen (bkz: ) gibi konular can sıksa da, böyle bir hafta sonu her şeyi unutturmaya yetiyor. doğayla iç içe ama bir o kadar da medeni kalabilmek gerçekten büyük lüks.
onur golgesi11 Eki 2026 03:24