hollanda'da komşuluk ve mahalle borrelleri

hollanda'ya ilk taşındığımda herkesin çok mesafeli ve sadece randevuyla görüşen robotlar olduğunu sanıyordum. hani o meşhur üç hafta sonrasına kahve sözleşmesi yapma klişesi vardır ya, utrecht'teki mahallemde yaşadıklarım bu önyargımı tamamen yerle bir etti. taşındıktan sadece üç gün sonra kapım çalındı ve yan komşum merel elinde bir paket ile hoş geldin demeye geldi. o an anladım ki o meşhur soğukluk biraz da bizim kendi kabuğumuzdan çıkmamamızla alakalıymış. beni hemen sokağın whatsapp grubuna eklediler. meğer bütün hayat o grupta dönüyormuş. birinin merdiveni lazım olur 'yetişin' der, diğeri bahçesinde fazla yetişen domatesleri 'kapının önüne koydum gelin alın' diye haber verir. bu yardımlaşma hali bana o eski istanbul mahallelerini hatırlattı resmen. en unutulmazı ise yaz aylarında sokağın ortasında yapılan etkinlikleri. herkes evinden sandalyesini, içeceğini ve albert heijn'dan kaptığı peynir tabaklarını alıp sokağa çıkıyor. o 'soğuk' denilen insanlar bir anda hayat hikayelerini anlatmaya, türkiye'deki tatil anılarından bahsetmeye başlıyorlar. ortada dönen sıcak tabağı eşliğinde yapılan o sohbetlerin tadı gerçekten bambaşka. bu mahalle kültürü sayesinde kendimi buraya ait hissetmem çok kısa sürdü. ama bu deneyim hollanda'daki yalnızlık korkumu tamamen sildi süpürdü. tam bir (bkz: ) örneği yaşıyorum her hafta sonu. insan o samimiyeti görünce gurbet dediğin yer yavaş yavaş eve dönüşmeye başlıyor.
sinem hoca18 Eki 2026 11:25