ingiltere'de public footpath kültürü

london'dan biraz uzaklaşıp surrey taraflarına taşındığımda ilk fark ettiğim ve beni en çok şaşırtan şeylerden biriydi bu. hani türkiye'de birinin tarlasına veya bahçesine girsen "ne arıyorsun kardeşim burada" diye peşinden koşarlar ya, burada tam tersi bir durum var. bu olayı gerçekten muazzam bir şey. telefonunda uygulamasıyla gezerken bir bakıyorsun rotan devasa bir malikanenin bahçesinin tam ortasından veya bir çiftçinin koyun otlattığı araziden geçiyor. başta insan çok çekiniyor, "acaba yanlış mı geldim, mülke tecavüzden paket olur muyuz" diye düşünüyorsun ama hayır, o küçük sarı oklar seni güvenle yönlendiriyor. mülk sahibi de bahçesinde oturmuş çayını içiyor, sana bir "morning" deyip gülümsüyor. bu sadece yürüyüş yapmak değil, aslında doğaya erişimin demokratikleşmesi. zengin fakir fark etmeksizin herkesin o güzelim yeşil alanlardan geçmeye hakkı var. pazar sabahları ayağına yani o meşhur plastik çizmeleri çekip çamura bata çıka kilometrelerce yürümek, sonra da yol üstündeki minik bir köy pub'ında durup soluklanmak buradaki en büyük keyfim haline geldi. kanunlarla öyle bir korunmuş ki bu mevzusu, mülk sahibi o yolu kafasına göre kapatamaz veya engelleyemez. mülkiyet kavramının bu kadar katı olduğu bir ülkede, doğaya olan bu ortak saygı ve paylaşım kültürü beni çok şaşırttı. her yürüdüğümde kendimi bu topraklara daha ait ve özgür hissediyorum. (bkz: ) gibi durumların en iyi ilacı bence bu rotalarda kaybolmak.
gul tayfasi12 Eyl 2026 14:04