hollanda'da trene bisikleti atıp kaybolma keyfi

geçen cumartesi sabahı utrecht centraal'dan trene binip istikameti tarafına kırdığımda yine aynı şeyi hissettim. hollanda'nın o dümdüz coğrafyasının insanı bu kadar dinlendirebileceğini buraya taşınmadan önce söyleseler hayatta inanmazdım. ns'in hafta sonu aboneliği sağ olsun, cebimde tren biletini dert etmeden bisikletimi de yanıma alıp vagonuna atlıyorum. ede istasyonu'nda inip orman yollarına daldığımda o meşhur beyaz bisikletlerden birine binmek yerine kendi emektar gazelle'imle devam etmeyi tercih ettim. yollar o kadar düzenli, o kadar akışkan ki pedal çevirirken insanın zihni resmen temizleniyor. bir yanımda heather tarlaları, diğer yanımda devasa geyiklerin serbestçe dolaştığı ormanlar... arnhem yakınlarındaki o sessiz köy yollarında ilerlerken insanın içine garip bir şükran duygusu çöküyor. türkiye'de trafiğin içinde hayatta kalmaya çalışırken harcadığım enerjiyi burada sadece doğanın tadını çıkarmaya harcıyorum. bir de bu keşiflerin en güzel yanı, her küçük kasabanın merkezinde mutlaka o tatlı, elmalı turtalı kafelerin olması. amersfoort'un kanallarının arasından geçerken veya apeldoorn'daki saray bahçelerinde turlarken iyi ki gelmişim dedirten o anlar paha biçilemez. bazen sadece haritaya bakmadan, tabelaları takip ederek sürmek; (bkz: ) ile karşılaşmak gibi küçük sürprizler yaşatıyor. hani o yaşam kalitesi dedikleri şeyin sadece maaş değil, şu bisiklet yolunun pürüzsüzlüğü ve doğaya erişim kolaylığı olduğunu yaşayarak öğreniyorum her seferinde. kondisyonunuz varsa ve hava birazcık güneşliyse değmeyin keyfime.
ismail korsan17 Eyl 2026 07:23