ingiltere'de bitmek bilmeyen akşam yalnızlığı

londra'da dördüncü yılımı devirmeme rağmen hala alışamadığım, her pazar akşamı boğazıma düğümlenen o garip boşluk hissi. başlarda her şey çok heyecanlıydı; shoreditch'te kahve içmek, camden'da kaybolmak falan güzeldi de, işin rengi o ilk balayı evresi geçince değişti. burada sosyal hayatın merkezi (bkz: ) olsa da, o barlardaki samimiyet genellikle bir bardak bira bitene kadar sürüyor. herkesle çok kolay yapabiliyorsun, hava durumundan veya geciken trenlerden şikayet ederek saatlerce konuşabilirsin ama iş gerçekten nasılsın sorusunun derinliğine gelince o meşhur ingiliz mesafesi devreye giriyor. akşam saat 6’da işten çıkıp ealing'deki evime dönerken yol üstündeki sainsbury's'den aldığım hazır yemekle baş başa kaldığımda türkiye'deki o plansız çay sohbetlerini, müsait misin aşağı iniyorum diyebileceğim arkadaşları özlerken buluyorum kendimi. insanlar burada çok nazik ama bu naziklik bazen aşılmaz bir duvar gibi hissettiriyor. birisiyle görüşmek için 3 hafta önceden takvimde boşluk bulmaya çalışmak benim gibi doğaçlama yaşamaya alışmış birini çok yoruyor. özellikle kışın o saat 4'te kararan gri gökyüzü insanın ruhunu daraltıyor. bazen kendimi acaba ben mi yanlış yapıyorum diye sorgularken buluyorum ama buradaki diğer türklerle konuştuğumda çoğunun benzer bir yabancılaşma içinde olduğunu görüyorum. bu adada gerçekten evde gibi hisseden, o aidiyet duygusunu tamamen yakalayabilen var mı aranızda? yoksa hepimiz sadece iyi bir kariyer ve hatırına mı katlanıyoruz bu sosyal izolasyona?
gokhan gezgini26 Eki 2026 07:24