hollanda'da hic hesapta yokken gidilen o masalsı sahil kasab
geçen cumartesi sabahı utrecht'teki evde otururken havanın nadir görülen o pırıl pırıl hallerinden birine denk gelince, kendimi bir anda uygulamasında bilet bakarken buldum. normalde aşırı planlı biriyimdir ama hollanda'da bazen rotayı rüzgara bırakmak gerekiyor. atladım trene, leiden üzerinden tarafına kırdım rotayı. istasyondan inince bir bisiklet kiralayıp meşhur yani kum tepelerinin içinden geçen o uçsuz bucaksız yollara daldım. insanın ruhunu dinlendiren o sessizlik, sadece tekerleğin asfaltta çıkardığı ses ve uzaktan gelen dalga gürültüsü... sanki bambaşka bir boyuta geçmişim gibi hissettirdi. yol üstünde tesadüfen rastladığım küçük bir 'theetuin' yani çay bahçesinde durup taze nane çayı içerken, yan masadaki yaşlı amcanın gülümseyerek selam vermesi o anki huzuru perçinledi. sahile vardığımda ise o meşhur haring tezgahlarından birinden taze bir balık alıp soğanla gömdüm. bazen büyük şehirlerin (bkz: ) karmaşasından kaçıp, sadece gökyüzünün ve denizin mavisine bakmak, insanın bu ülkeye neden göç ettiğini tekrar hatırlatıyor. buranın en güzel yanı bu işte; en fazla 1 saatlik tren yolculuğuyla kendini bir kartpostalın içinde bulabiliyorsun. akşam eve dönerken trendeki o tatlı yorgunluk ve içimdeki o 'iyi ki buradayım' hissi gerçekten paha biçilemezdi. en azından benim deneyimim bu yönde oldu.
ismail efendi26 Eki 2026 06:24