almanya'da bitmek bilmeyen o pazar sessizliği
yedi yıldır bavyera'da yaşıyorum ama şu pazar günlerinin o aşırı sessizliğine, her yerin kapalı olmasına bir türlü alışamadım. tamam denilen o dinlenme gününe saygım sonsuz, çalışanlar da dinlenmeli ama türkiye'den gelen biri için o sokakların pazar günü terkedilmiş film seti gibi olması hala insanın içini daraltıyor. sabah kalkıyorsun, canın bir simit-çay çekiyor ya da en basitinden bir arkadaşınla dışarıda canlı bir yerde kahvaltı yapmak istiyorsun ama her yer duvar. rewe, edeka, fırınların çoğu kapalı; açık olan tek tük yerlerde de o türkiye'deki kalabalık, o hayat enerjisi yok.
insan bazen gurbette olduğunu en çok o pazar ikindisi, gökyüzü de griyse anlıyor. evde oturup duvara bakarken "benim şu an beşiktaş'ta ya da kadıköy'de bir kalabalığın içinde olmam lazımdı" diye bir düşünce geliyor, çıkmıyor aklından. sosyal hayat desen zaten her şey ve plan üzerine kurulu. hani öyle "çat kapı geldim" diyebileceğin bir samimiyet kurmak burada yıllarını alıyor, o da şanslıysan. alman arkadaşlarla haftalar öncesinden sözleşmeden görüşmek imkansız gibi bir şey. .
gerçi (bkz: ) başlığında anlatılanları birkaç kere denedim, o doğa yürüyüşü işlerine katıldım ama o da bir yere kadar. fiziksel olarak oradasın ama o aradığın samimiyet, o "bizim buraların" muhabbeti olmayınca insan yine o sessiz eve, o aşırı düzenli ama ruhsuz sokaklara dönerken bir boşluğa düşüyor. türkiye'deki o kaosun içindeki sıcaklığı, o plansız gelişen akşam yemeklerini, gürültüyü bile özler hale geldim. siz de bu sessizlikte kayboluyor musunuz yoksa bir orta yol bulabildiniz mi?
aklim karisti9 Eki 2026 19:19