ingiltere'de allotment kültürü ve komşuluk sıcaklığı
burada geçirdiğim üçüncü yılımda en büyük korkum olan o ingiliz soğukluğunu kıran yer bir belediye parkının yanındaki küçük bahçesi oldu. başvuru sırasının bana gelmesi iki yıl sürdü ama değdi. london ealing taraflarında, her gün yanından geçtiğim ama kapısından hiç girmediğim o tellerin arkası meğer bambaşka bir dünyaymış. ilk gün elimde kürekle, ne yapacağımı bilmez halde toprağa bakarken yan parseldeki 70 yaşlarındaki arthur geldi yanıma. ingilizlerin o 'mesafeli' duruşu bir anda 'toprağa ne ekersen o gelir evlat' kıvamına döndü. adamdan sadece domates yetiştirmeyi değil, bölgenin tarihini, en iyi gecelerinin hangi barda yapıldığını, hatta yerel waitrose'daki en taze ürünlerin ne zaman raflara indiğini öğrendim. geçen pazar günü hasat ettiğimiz kabakları yan parseldeki sarah ile paylaştık, o da bana kendi yaptığı rhubarb reçelinden verdi. (bkz: ) tadında bir dinginlik katıyor insanın hayatına. burada kimse senin nereli olduğunla, hangi vize türüyle geldiğinle ilgilenmiyor. tek dert o anki yabani otlar veya yağmurun ne zaman yağacağı. bazen akşamüstü herkes işini bitirip elinde termoslarla küçük taburelere çöktüğünde oluşan o 'topluluk' hissi paha biçilemez. büyükşehrin o koşturmacası içinde kaybolmuşken, bir grup yabancıyla toprak sayesinde bu kadar samimi olabileceğimi hiç düşünmezdim. resmen sosyal izolasyonun panzehiri oldu benim için. yerel halkla bu kadar organik bir bağ kurmak insanın gurbet psikolojisini gerçekten iyileştiriyor.
umut liverpool30 Eyl 2026 07:50