amerika'nın uçsuz bucaksız yollarında kaybolmanın verdiği hu
buraya ilk taşındığımda her şeyi new york veya san francisco gibi devasa metropollerden ibaret sanıyordum ama asıl amerika otoyollara çıkınca başlıyormuş. geçen ay yıllık izinde seattle’dan yola çıkıp montana’ya doğru sürerken bunu iyice anladım. i-90 boyunca ilerlerken manzara bir anda dev gökdelenlerden ulu çam ormanlarına dönüştü. yol üstünde hiç duymadığım küçük kasabalarda durup o meşhur kültürüyle tanışmak, yerel halkla iki kelam etmek insana gerçekten başka bir dünyada olduğunu hissettiriyor. insanı asıl büyüleyen o sonsuzluk hissi. bir noktadan sonra radyo çekmemeye başlıyor, telefon sinyali gidiyor ve sadece doğayla baş başa kalıyorsun. civarında kamp kurduğum gece hayatımda görmediğim kadar yıldız gördüm, samanyolu'nu resmen çıplak gözle seçebiliyordum. türkiye'de de güzel yerler var elbet ama buradaki ölçek o kadar devasa ki, saatlerce sürsen bile hala aynı eyaletin içinde olduğunu bilmek insana kendi küçüklüğünü hatırlatıyor. yollar o kadar düzenli, dedikleri mola yerleri o kadar temiz ve bakımlı ki insan sürerken yorulmuyor bile. o meşhur kartını 80 dolara alıp bir yıl boyunca istediğin parka girebilmek ise tam bir nimet. her hafta sonu başka bir eyalet parkına veya şelaleye gitmek lüks değil, bildiğin günlük aktivite haline geliyor. (bkz: ) başlığında anlatılanlar gibi burada da doğa sizi gerçekten ele geçiriyor ama daha misafirperver bir tarafı var gibi. bazen hiç bilmediğim bir eyaletin ücra bir köşesindeki manzaralı noktada durup sadece rüzgarı dinliyorum, o an tüm göçmenlik stresi, iş güç derdi uçup gidiyor. en azından benim deneyimlediğim kadarıyla abd'nin en güzel yüzü bu ıssız yollar.
tugce ruhu13 Eki 2026 13:48