almanya'da plansız bir tren yolculuğunun verdiği o devasa hu
yıllardır buradayım ama şu çıktığından beri hafta sonları kendimi resmen yollara vurdum. eskiden "aman şimdi kim bilet alacak, aktarma yapacak" derken şimdi sabah uyanıp canım nereye isterse oraya gidiyorum. geçen hafta sonu hiç planım yokken münih'ten atlayıp kendimi bir anda garmisch taraflarında buldum. insan bazen büyük şehirlerin o gri, bürokratik havasından (bkz: ) falan çok bunalıyor ama işte o tren camından akan yemyeşil ormanları görünce her şeyi unutuyor. sadece meşhur yerler de değil, tabelada ismini ilk kez gördüğün bir kasabada inip o daracık sokaklarda yürümek, o meşhur evlerin önünde durup "vay be, kim bilir kimler yaşadı burada" diye düşünmek çok başka bir kafa. buraların o sakinliği, insanların pazar sabahı fırından taze ekmek alıp evine gitmesi, o tertemiz hava... insan gerçekten yaşadığını hissediyor. mesela geçenlerde bölgesinde küçücük bir göl kıyısında oturdum saatlerce. ne bir korna sesi ne bir gürültü. sadece rüzgar ve kuşlar. türkiye'de olsa muhtemelen her yer mangal dumanı ve yüksek sesli müzik olurdu ama burada o saygılı sessizlik insanı inanılmaz dinlendiriyor. yeni bir yer keşfettikçe almanya'nın sadece kurallardan ve işten ibaret olmadığını, aslında her köşesinde saklı bir huzur olduğunu anlıyorum. bazen sadece kaybolmak, o bilmediğin patikada bisiklet sürmek hayatın tüm stresini alıp götürüyor.
olmadi bu is15 Eki 2026 03:01