peak district'in insanı kendine getiren havası

burada geçirdiğim üçüncü yılımda keşfettiğim en güzel şeylerden biri bu ülkenin doğaya erişim hızı. manchester’da betonun içinde boğulurken trene atlayıp yarım saatte edale istasyonuna inmek, o tertemiz havayı içime çekmek bambaşka bir kafa. türkiye'deyken doğa tatili demek büyük plan, büyük bütçe demekti ama burada hemen elimin altında. geçen hafta sonu mam tor’a çıktım. sisin içinden geçerken o yeşilin tonları, etraftaki koyunların vurdumduymazlığı insanı dertten tasadan arındırıyor. yol boyunca hiç tanımadığın insanların yanından geçerken "morning" ya da "alright?" demesi, o kültürünün getirdiği nezaket beni her seferinde şaşırtıyor. sanki dağa çıkan herkes bir anda dertlerini şehirde bırakmış gibi. bir de buralardaki olayı şahane. adamın özel mülkünün, bahçesinin içinden geçiyorsun ama yasal hakkın olduğu için kimse "hop hemşerim nereye" demiyor. o patikalarda kaybolmak, castleton gibi minicik köylerin içinden geçip günün sonunda yerel bir pub'da bir tane soğuk ale içmek insanın ruhunu dinlendiriyor. (bkz: ) de tam burada devreye giriyor zaten; o yorgunluk üstüne şömine karşısında oturup milleti izlemek paha biçilemez. keşfettikçe anlıyorum ki ingiltere sadece yağmur ve gri gökyüzü değilmiş. o yeşilin, o bakir doğanın içinde yürürken gerçekten burada yaşadığım için şanslı hissediyorum. türkiye'deki o karmaşadan sonra bu sükunet ilaç gibi geldi. .
asli london24 Eki 2026 10:19