amerika'da akşam 6'dan sonra çöken o ıssızlık

burada geçirdiğim beş koca yılın sonunda hala alışamadığım tek bir şey varsa o da mesai bittikten sonra başlayan o derin, insanın ruhunu emen sessizlik. new york veya chicago gibi hayatların dışındaysanız, ohio veya tennessee gibi eyaletlerin herhangi bir banliyösünde yaşıyorsanız akşam altıdan sonra hayat resmen şalteri indiriyor. işten çıkıyorsun, arabana biniyorsun, radyoda country müzik çalan yerel bir kanal açık. yol üstünde bir veya falan varsa oraya uğruyorsun. içeride sadece klimanın vınlaması ve çalışanların o mecburi ama soğuk nezaketi. eve geliyorsun, mahallede kimse yok. herkes o dev garaj kapılarının ardına saklanmış, evlerinde izole bir hayat yaşıyor sanki. türkiye'de alışık olduğumuz o hadi bir kahveye gidelim muhabbeti veya sokaktaki o rastlantısal insan kalabalığı burada koca bir lüks. burada her şey planlı, her şey üzerinden yürümek zorunda. bazen özlediğim şey sadece ailem veya arkadaşlarım değil, o plansızlığın getirdiği insani sıcaklık. hafta sonları bile (bkz: ) dertleriyle boğuşup bir yerden bir yere gitmek o kadar yorucu ki, insan sonunda evimde oturayım daha iyi diyor. benim gibi tek başına buraya gelmiş olanlar için akşam saatleri bazen gerçekten ağır geçebiliyor. itiraf edeyim. aranızda bu sosyal izolasyonu gerçek anlamda aşabilen, ben artık burada o mahalle ruhunu kurdum diyebilen var mı? yoksa hepimiz bu devasa otoparkların ve otobanların arasında yavaş yavaş içimize mi kapanıyoruz?
engin jersey21 Eyl 2026 09:40