hollanda'da sosyal hayat ve asla geçmeyen gurbet hissi
buraya geleli neredeyse altı sene oldu ama bazı akşamlar, özellikle o bitmek bilmeyen gri yağmurlu günlerde insanın içine öyle bir öküz oturuyor ki anlatamam. geçen gün işten çıktım, utrecht tarafında bir kanala karşı oturup öylece bakarken fark ettim ki; etrafım insan dolu ama aslında kimsem yok. hollanda'da sosyal hayat dediğin şey tamamen o meşhur ajanda kültürüne endeksli. bir arkadaşınla kahve içmek istesen üç hafta önceden randevulaşman gerekiyor. tutma olayını o kadar abartmışlar ki, spontane bir 'hadi gel bir bira içelim' demek neredeyse hakaret gibi algılanıyor ya da 'ajandama bakmam lazım' cevabıyla sönüp gidiyor. insanlar kibar, ona hiçbir lafım yok. saatlerinde herkes çok neşeli, iş çıkışı bitterballen yiyip bir şeyler içiliyor ama o masadan kalktığın an her şey orada kalıyor. o samimiyet asla evlerin içine taşınmıyor, hep o expat bubble dediğimiz çemberin içinde dönüp duruyoruz. albert heijn'dan aldığım hazır yemekle tek başıma akşam yemeği yerken (bkz: ) başlığındaki o havayı burada katmerli hissediyorum. bazen türkiye'deki o saçma sapan, gürültülü ama samimi sofraları, çat kapı gelen komşuyu özlüyorum. burada her şey çok düzenli, her şey çok tıkırında ama o canı sıkılınca kapıyı çalma lüksü olmayınca insan kendini gerçekten dışlanmış hissediyor. aranızda gerçekten bu düzenin içine sızıp o bizdeki 'kardeşlik' samimiyetini hollandalılarla kurabilen var mı merak ediyorum. yoksa hepimiz mi bu sessiz yalnızlığı paylaşıyoruz?
ismail korsan12 Eyl 2026 08:02