ingiltere'de hafta sonu trenle köy keşfine çıkmak

manchester'dan trene binip yarım saatte edale istasyonuna inince insanın üzerine çöken o huzur bambaşka bir seviye. türkiye'de doğa gezisi deyince akla gelen mangallı mesire alanı travmasından sonra buraların o bakir ve korunmuş hali her seferinde şaşırtıyor beni. geçen cumartesi cebimde ile ucuza bir bilet patlatıp hope valley hattına attım kendimi. camdan kayıp giden o meşhur ingiliz kırsalı, taş duvarlar ve her yamaçta otlayan uyuşuk koyunlar gerçekten insanı bir dönem dizisindeymiş gibi hissettiriyor. buradaki en sevdiğim olay mevzusu. adamın tapulu arazisinin içinden geçiyorsun ama kimse hop kardeşim burası benim demiyor, çünkü o yol yüzyıllardır orada ve yasal olarak halka açık. edale'den başlayıp mam tor'a doğru tırmanırken rüzgarın yüzüme çarpması, tepeden bakınca vadinin o the shire tadındaki yeşilliğini görmek tüm haftanın stresini söküp alıyor. zirve inişinde castleton tarafında eski bir pub bulup oturmak, bir tane söyleyip yanında pazar günü olmamasına rağmen şansıma bulduğum o sıcak pie'ı gömmek paha biçilemez. bazen yağmur çiseliyor, ayakkabılar çamur içinde kalıyor ama o sisli havanın yarattığı atmosfer bile bu ülkenin karakterinin bir parçası. (bkz: ) ile birleşince bu açık hava kültürü insanı eve tıkılmaktan kurtarıp sosyalleştiriyor. dönerken trende yorgunluktan sızıp kalınca uyanıp pencereye baktığımda hala o uçsuz bucaksız yeşili görmek bu coğrafyaya olan bağlılığımı artırıyor resmen. benim tecrübem böyle, bu sakinlik insana gerçekten nefes aldırıyor.
gul tayfasi24 Eyl 2026 05:53