ingiltere'de iş bulurken recruiter gerçeği
ingiltere'de iş kovalamaya başladığımda ilk fark ettiğim şey, linkedin'deki o meşhur apply tuşuna basmanın çoğu zaman boşluğa bağırmakla eşdeğer olduğuydu. türkiye'deki sistemin aksine, burada şirketlerin çoğuyla doğrudan muhatap olamıyorsunuz. her şey denilen o kafa avcılarının elinden geçiyor. bu adamlar bildiğin emlakçı gibi çalışıyor; seni bir süzgeçten geçiriyorlar, cv'ni cilalıyorlar ve ancak uygun görürlerse şirketin önüne çıkarıyorlar. londra'da özellikle finans veya teknoloji tarafındaysanız veya gibi devlerin danışmanlarıyla arayı iyi tutmak, teknik bilginizden bile daha kritik hale gelebiliyor bazen.
mülakat süreci ise tam bir nezaket ve savaşı. öyle ki, reddedildiğinize dair gelen mail bile o kadar kibar ve yapıcı ki, sanki aslında işe alınmışsınız da yanlışlıkla evde oturuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. ama o "we've decided to move forward with other candidates" cümlesini duyunca gerçek tokat gibi çarpıyor.
bir de burada kariyer basamağı demek, pub'da networking demek. mesai bitince gidilen o bir kadeh bira, aslında bir sonraki terfinin ya da yan masadaki başka bir şirketin müdürüyle tanışmanın kapısı. (bkz: ) içinde kaybolurken iş aramak zordur ama sistemi çözüp o kilit isimlerle bağ kurunca kapılar bir anda açılıveriyor. benim tecrübemde, teknik kapasiteden ziyade o aracıları nasıl ikna ettiğiniz ve piyasada kendinizi nasıl konumlandırdığınız her şeyden önemliydi. sonunda bir şekilde oluyor ama o ilk aylardaki belirsizlik adamı gerçekten yoruyor.
umut ozani16 Eyl 2026 11:23