ingiltere'de allotment kültürü ve kurulan dostluklar

ingiltere'ye ilk taşındığımda herkesin o meşhur mesafeli tavrı yüzünden biraz yalnız hissederim sanmıştım ama başıma gelen en güzel şey bir şekilde belediyenin listesine girmek oldu. yaklaşık iki yıl sıra bekledikten sonra güney londra'da, brixton tarafında küçücük bir toprak parçasına kavuştum. başta niyetim sadece üç beş domates yetiştirip kafa dağıtmaktı ama işin içine girince kendimi inanılmaz bir topluluğun ortasında buldum. yan parseldeki komşum 75 yaşındaki arthur ile tanışmamız hayatımı değiştirdi diyebilirim. ben acemilikten fideleri yanlış ekerken, elinde termosuyla gelip "evlat, o öyle ekilmez, gel sana raconunu öğreteyim" diyerek yanıma çöktü. o günden beri her pazar sabahı tarlada buluşup hem bahçe işlerini yapıyoruz hem de memleket meselelerinden, britanya'nın bitmek bilmeyen yağmurundan konuşuyoruz. geçen yaz fazla gelen kabakları ve çilekleri birbirimizle paylaştığımız o hasat zamanları gerçek bir mahalle kültürünü hissettiriyor. biri tatile gittiğinde diğerleri onun parsellerini suluyor, yabani otlarını temizliyor. hatta bir keresinde benim kulübenin kapısı bozulduğunda, hiç haberim yokken gruptaki diğer arkadaşlar aralarında organize olup tamir etmişler. insanın gurbetteyken "buraya aitim" dediği anlar böyle küçük ama samimi detaylarda gizliymiş. (bkz: ) üzerinden aldığım eski saksılarla bahçeyi süslerken, arthur'un getirdiği ev yapımı reçeli yemek bana buradaki en büyük zenginliğin toprak değil, kurulan bu bağlar olduğunu gösterdi. ingiltere'nin o gri havasını dağıtan, içimi ısıtan bir deneyim oldu benim için.
phoenix comet9 Eki 2026 09:17