ingiltere'de gurbet hasreti ve sosyal hayat
londra'ya taşınalı üç yıl oldu, her şey kağıt üzerinde muazzam. maaş pound bazında, (bkz: ) sayesinde işler tıkır tıkır ama akşam eve dönerken o göğüs kafesine oturan boşluk hissi bir türlü geçmiyor. buranın insanı inanılmaz nazik, asla kaba değiller ama o nezaket duvarını aşıp gerçek samimiyete ulaşmak deveye hendek atlatmaktan zor. ofisteki o meşhur seanslarından sonra "hadi bir şeyler içelim" dediğinde herkesin ajandası üç hafta önceden dolmuş oluyor. bizim kültürdeki o spontane "hadi akşam bize gel" kafası burada tam bir ütopya.
publarda elinde birayla kahkaha atan insanlara bakınca dışarıdan çok sosyallermiş gibi duruyor ama çoğu sadece o meşhur rutininin bir parçası. ertesi gün ofiste yine o mesafeli, kibar ama buz gibi hallerine geri dönüyorlar. kışın saat 4'te havanın kararması ve o bitmek bilmeyen gri gökyüzü de eklenince insan gerçekten "benim burada ne işim var" diye sorguluyor. hani her şey tıkır tıkır işliyor, sainsbury's'den taze meyveni alıyorsun, trenin tam zamanında geliyor ama ruhun doymuyor bir türlü. türkiye'deki o gürültülü, kaotik ama sıcak akşam sofralarını özlememek elde değil.
ben mi çok kasıyorum yoksa birmingham'da, manchester'da veya başka şehirlerde durumlar daha mı farklı merak ediyorum. bu duvarı aşabilen, gerçekten "burası artık evim" diyebilen var mı aranızda? yoksa hepimiz bu kibar yalnızlığın içinde sessizce demleniyor muyuz? en azından benim üç yıllık tecrübem bu yönde, pek de değişecek gibi durmuyor.
serkan manchester23 Eki 2026 00:01