kanada'da bitmeyen o derin yalnızlık hissi
beşinci yılımı devirdim toronto'da ama bazı akşamlar, özellikle de o meşhur dondurucu rüzgarın mississauga taraflarından esip pencereleri titrettiği zamanlar, insanın içine oturan o ağırlığı hala tarif edemiyorum. buradaki sosyal hayatın en büyük sorunu batağına saplanmış olması. iş yerinde her sabah "hey, how are you?" sorusuna verilen o ezberlenmiş "good, you?" cevabı dışında derinleşen hiçbir şey yok. kimse gerçekten nasıl olduğunuzla ilgilenmiyor, sadece nezaket kurallarını yerine getiriyorlar. türkiye'deki o hesapsız kitapsız akşam oturmalarını, çat kapı gelen arkadaşları çok özlüyorum. burada bir arkadaşınla kahve içmek istesen iki hafta önceden takvimine bakman gerekiyor. herkesin hayatı o kadar planlı, o kadar odaklı ki, spontaneliğin zerresi kalmamış. bazen bir cuma akşamı lcbo'dan bir şeyler alıp eve dönerken yoldaki o sessizlik içimi ürpertiyor. yollar geniş, evler bahçeli ama aradaki o insani mesafe okyanustan daha geniş geliyor bazen. en zoru da bayramlarda veya özel günlerde oluyor. yonge-dundas square'de binlerce insan olsa da kendini oraya ait hissedemiyorsun. evet, doğası harika, (bkz: ) büyük bir artı ama ağaçla, ormanla bir yere kadar dertleşebiliyorsun. gurbetin bu kadar soğuk ve mesafeli olacağını hiç tahmin etmemiştim. (bkz: ) başlığında da benzer şeyler konuşulmuş ama benimki biraz daha hayal kırıklığıyla karışık bir sitem. siz bu hisle nasıl başa çıkıyorsunuz? yoksa zamanla o his de mi donup kalıyor?
umut bulamadim10 Eyl 2026 13:56