kanada'da sosyal hayatın yüzeyselliği ve gurbet hissi
buraya taşınalı neredeyse dört yıl oldu ama şu bitmek bilmeyen döngüsünü bir türlü kıramadım. toronto'da ya da mississauga'da fark etmiyor, herkes o kadar nazik ki bazen gerçek olmadıklarını düşünüyorum. sokakta karşılaştığın komşun 'how are you?' diye soruyor, sen daha 'iyiyim, sen...' demeden adam üç metre uzaklaşmış oluyor. bu samimiyetsiz nezaket duvarı, insanı türkiye'deki o gürültülü ama sahici kavgaları bile özletir hale getiriyor. akşam saat yedi oldu mu sokaklarda in cin top oynuyor. mahallede yürüyüşe çıksam sadece köpek gezdirenleri ve onların da sadece kafa selamı verip geçişini görüyorum. birisiyle bir kahve içmek, dertleşmek istersen o iş öyle kolay değil; en az iki hafta öncesinden takvimleri senkronize etmen lazım. o meşhur dedikleri şey aslında bir nevi mesafe koyma sanatıymış, onu yaşayarak öğrendim. bazen kendimi lcbo'dan aldığım şarabı tek başıma yudumlarken (bkz: ) başlığındaki o romantik anlatılara bakıp 'lan ben niye böyle hissediyorum' diye sorarken buluyorum. doğa güzel, ekonomi nispeten stabil ama o ruhu besleyen sosyal doku burada sanki hiç yok gibi. insan bazen sadece birinin 'hadi gel çay koydum' demesini, plansız programsız bir akşam geçirmeyi özlüyor. ama bu gurbet hissi sadece aile özlemi değil, bildiğin o kaotik ama sıcak sosyal ortamın eksikliği. benim gibi hisseden, bu 'nezaket duvarı'na çarpıp geri dönen başkaları da var mı merak ediyorum.
zeynep bulamadim13 Eyl 2026 09:07