hollanda'da bisiklet rotalarında kaybolmanın dayanılmaz hafi

geçen hafta sonu hava azıcık güneşliydi, hemen attım kendimi utrecht'ten dışarı. amacım sadece amsterdam-rijnkanaal boyunca sürmekti ama bir baktım tabelaları beni vecht nehri kenarına, o masalsı köylere doğru çekmiş. hollanda'da yaşamanın en büyük lüksü sanırım bu; şehirden 15 dakika uzaklaştığın an kendini 17. yüzyıldan kalma bir tablonun içinde bulabiliyorsun. oud-zuilen taraflarına saptım, o meşhur slot zuilen şatosunun yanından geçerken insanın gerçekten içi huzur doluyor. yol boyu karşına çıkan tabelaları ise ayrı bir dünya; çiftlik sahipleri bahçelerine masa koymuş, taze sütünü veya peynirini oraya bırakmış. başında kimse yok, parasını dürüstçe kutuya atıp geçiyorsun. insanlardaki o güven duygusu ve doğayla olan bu barışık hal bazen beni duygulandırıyor. istanbul'un o beton yorgunluğundan sonra buradaki her yeşil alan, her kanal kenarı bana terapi gibi geliyor. yolda giderken sadece kuş seslerini ve uzaktan gelen rüzgar gülü pervanelerinin sesini duyuyorsun. bir ara yolu tamamen karıştırıp (bkz: ) durumunu bizzat yaşadım ama hiç panik yapmadım. çünkü biliyorum ki her yol eninde sonunda bir yerleşim yerine veya bir tren istasyonuna çıkıyor. o anın tadını çıkarmak, hiçbir şeye yetişme kaygısı gütmeden pedallamak gurbetin en tatlı tarafı herhalde. akşam eve döndüğümde bacaklarım sızlasa da zihnim tertemizdi. bu ülkenin bu düzenini, doğayı sanki bir park gibi nakış gibi işlemiş olmalarını gerçekten takdir ediyorum. benim tecrübem böyle, insanı gerçekten yeniliyor.
gizem asigi25 Eki 2026 18:24