amerika'da mahalle potluck'larının samimiyeti

ilk taşındığımızda bu her şeye gülen, sürekli nasılsın diyen insanların samimiyetinin altının boş olduğunu, herkesin sadece kendi dünyasında yaşadığını sanıyordum ama işin aslı pek öyle çıkmadı. austin taraflarında bir banliyöye yerleşince, daha kolilerimiz bile açılmadan karşı komşu dave'in elinde bir tepsi ile kapıda belirmesi ilk sürprizdi. sonra bir pazar günü tüm sokağın birleştiği o meşhur mahalle potluck'ına davet edildik. herkes evde ne pişirdiyse -ki genellikle , ya da envaiçeşit salata oluyor- alıp sokağın ortasındaki ortak alana geliyor. ben de bizimkiler sever mi acaba diye tereddüt ederek bir tepsi kol böreği yapıp götürmüştüm; meğer herkes yeni tatlara ne kadar açmış, tepsi on dakikada boşaldı. insanlar sadece yemek yemiyor, gerçekten hayatlarını paylaşıyorlar. birinin bahçesindeki ağaç devrilse ya da birinin arabası bozulsa ertesi gün üzerinden organize olup yardıma koşanları görünce o meşhur bireyselci amerika imajı kafamda biraz yıkıldı. (bkz: ) gibi pratik avantajların yanında, bu duygusal destek gurbet yalnızlığını bir anda silip atıyor. en çok hoşuma giden şey ise kimsenin seni ne giymiş, ne getirmiş diye yargılamaması. kağıt tabaklarda yemek yiyip plastik katlanır sandalyelerde saatlerce laklak ediliyor. çocukları kime emanet edeceğiz derdi yok, hepsi güvenli sokakta beraber koşturuyor. texas'ın sıcağında buzlu çay içerken kendimi garip bir şekilde gerçekten evimde hissetmiştim. bu tip küçük topluluklar sayesinde sadece bir göçmen değil, o mahallenin bir parçası olduğumu anladım. sosyal çevreyi gruplarında aramak yerine kapı komşusuna bir selam demek bazen hayatınızı değiştirebiliyor.
engin jersey15 Eyl 2026 09:20