kanada'da bitmeyen kış ve yalnızlık hissi
toronto'da beşinci kışımı devirirken artık şunu iyice anladım ki, buradaki nezaketle samimiyet arasındaki o okyanus kadar geniş boşluk dolmuyor. her sabah ttc'de işe giderken ya da öğlen tim hortons'ta sıra beklerken herkes "how are you" diyor ama kimse gerçekten nasıl olduğunu merak etmiyor. türkiye'deki o çat kapı misafirliği, gece yarısı kadıköy'de bir bira içelim diye gelen mesajları özlememek elde değil. burada sosyal hayat bildiğin bir proje yönetimi gibi. bir arkadaşınla kahve içmek istiyorsan iki hafta önceden takvimine bakman gerekiyor. olayında herkes master yapmış ama konu derinleşince herkes bir anda meşgul oluyor ya da kibarca uzaklaşıyor. mississauga'daki o sıkıcı banliyö evleri arasında, kar küremekten başka aktivitenin olmadığı akşamlar bazen insanın göğsüne oturuyor. lcbo'dan aldığın şarapla tek başına dizi izlemek bir yere kadar idare ediyor. hele o ocak ve şubat ayları yok mu, gri gökyüzü insanın ruhunu emiyor resmen. bazen kendimi bayramoğlu baklava'nın önünde iç çekerek dururken buluyorum, sırf o tanıdık kokuyu alayım diye. ama yine de dönmek bir seçenek değil işte, o da ayrı bir çıkmaz. siz bu "arkadaş edindim sanıp aslında edinememe" evresini nasıl aştınız ya da aşabildiniz mi merak ediyorum. yoksa hepimiz kendi kozalarımızda "kanada çok huzurlu abi" diyerek kendimizi mi kandırıyoruz?
arda toronto9 Eyl 2026 04:44