hollanda'da buurtborrel ve mahalle samimiyeti

hollanda'ya ilk taşındığımda herkesin çok mesafeli ve bireyselci olduğuna dair o kadar çok şey duymuştum ki, utrecht'teki yeni mahallemize yerleşirken kimseyle konuşmayız diye düşünüyordum. ancak taşındığımızın ikinci günü yan komşumuz jan, elinde bir saksı çiçek ve hoş geldin kartıyla kapıyı çaldı. sadece tanışmak için gelmişti ve beni hemen denilen mahalle whatsapp grubuna ekledi. işlerin asıl rengi orada değişti. geçen ay sokağın ortasına koca masalar kuruldu, herkes evinden bir tabak yemek ve içecek getirdi; meğer dedikleri mahalle içmesiymiş. o gün sadece kim kimin komşusu olduğunu değil, mahalledeki o müthiş yardımlaşma ağını da öğrendim. birisi matkap mı lazım diyor, beş dakika sonra kapısında beliriyorlar. bir başkası 'bahçemdeki elmalar fazla, kapının önüne koydum gelip alın' diye mesaj atıyor. hatta mahallede adında küçük bir fon var; birisi hastalandığında veya yeni bir bebek doğduğunda o paradan hemen mahalle adına bir çiçek veya küçük bir hediye gönderiliyor. o meşhur 'randevusuz görüşülmez' kuralı hala geçerli olsa da, bu sistemli samimiyet insanın gurbette hissettiği o yalnızlık duygusunu resmen söküp alıyor. özellikle güneşin yüzünü gösterdiği o nadir günlerde sokağın bir anda dev bir oturma odasına dönüşmesi, (bkz: ) başlığında anlatılanların ne kadar gerçek olduğunu kanıtlıyor. türkiye'deki eski mahalle kültürünün modern ve organize bir versiyonunu burada bulmak beni çok şaşırttı ve mutlu etti.
ceren efsanesi22 Eyl 2026 08:46