ingiltere'deki allotment kültürü ve mahalle samimiyeti

londra'ya ilk taşındığımda herkesin kendi dünyasında olduğu, kimsenin kimseyle göz göze gelmediği o meşhur 'tube' soğukluğunu görünce biraz karamsarlığa kapılmıştım. fakat hayatımın en güzel sürprizi bir sene önce crystal palace taraflarında bir yani hobi bahçesi edinmemle başladı. ingilizlerin o meşhur mesafeli tavrı, meğer elinde bir bahçe makasıyla toprağa eğildiğin anda buhar olup uçuyormuş. yan parselimdeki 70 yaşındaki brian amca, ilk hafta beceriksizce patates ekmeye çalışırken yanıma gelip 'evlat, o patatesler o derinlikte küser' diye lafa girdi. o günden sonra her hafta sonu sadece domates-biber yetiştirmek için değil, brian ve eşi susan ile çay içip memleket muhabbeti yapmak için oraya gider oldum. geçen ay bir haftalığına türkiye'ye gitmem gerekti, döndüğümde bahçemdeki bitkilerin kuruyup gitmesinden korkuyordum. bir baktım ki brian her gün düzenli sulamış, hatta saksıların yerini güneş alsın diye değiştirmiş. 'sen yokken onlara ben göz kulak oldum, komşuyuz sonuçta' dediğinde yaşadığım o duyguyu tarif edemem. ingiltere'de o soğuk görünen kabuğun altında inanılmaz bir yatıyor. sadece doğru kapıyı, doğru anahtarla açmak gerekiyormuş. bazen akşamüzeri işten yorgun argın gelip o küçük kulübenin önünde otururken, elimizde termoslarla ettiğimiz o sakin sohbetler bana burayı gerçekten evim gibi hissettiren en büyük etken oldu. (bkz: ) gibi doğayla iç içe olma tutkusu insanları çok başka bir yerde birleştiriyor. bu kadar içten ve karşılıksız bir dostlukla karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim, resmen hayat kalitemi ve buradaki mutluluğumu iki katına çıkardı bu insanlar.
feride sairi18 Eyl 2026 00:27