hollanda'da bisikletle doğa keşfine çıkmak

geldiğim ilk aylarda sadece amsterdam ve o meşhur kalabalık kanallardan ibaret sanıyordum bu ülkeyi ama asıl olay o meşhur ağlarına dalıp şehirden uzaklaşınca başlıyormuş. geçen hafta sonu güneşin yüzünü göstermesini fırsat bilip atladım emektar bisikletime, rotayı haarlem taraflarına, deniz kıyısına doğru kırdım. (bkz: ) insan bazen şaşırıyor, küçücük ülkede nasıl bu kadar çok korunan yeşil alan bırakabilmişler diye. milli parkı'na girdiğim an o meşhur rüzgar gülleri ve kanal manzaraları yerini bir anda yabani geyiklere, özgürce dolaşan highland sığırlarına ve uçsuz bucaksız kumullara bıraktı. yol boyunca bir tane bile motorlu araç görmeden, egzoz dumanı solumadan kilometrelerce pedal çevirebilmek, sadece rüzgarın ve kuşların sesini duymak inanılmaz bir lüks. türkiye'de yaşarken doğaya çıkmak demek saatlerce trafik çekip bir mangal dumanının içine düşmek demekti, buradaki bu sessizlik ve her yerin birbirine o meşhur kırmızı bisiklet yollarıyla bağlı olması beni her seferinde mest ediyor. bir de o küçük köylerin içinden geçerken insanların bahçelerindeki o özen, her evin önündeki rengarenk çiçekler insanı gerçekten dinlendiriyor. yorulunca rastgele bir kasaba meydanında durup yemek veya yerel bir kafede mola vermek buranın en sevdiğim ritüeli oldu. bazen navigasyonu kapatıp sadece rastgele bir yöne sürüp hiç bilmediğim bir yel değirmenine denk gelmek veya gizli kalmış bir göl kenarında oturup kuğuları izlemek, gurbette olmanın o bazen çöken ağırlığını tamamen alıp götürüyor. bu ülkenin dümdüz olması başta sıkıcı gelir diyordum ama bu düzlük sayesinde her yeri keşfedebilmek büyük bir özgürlük hissi veriyor. en azından benim deneyimimde buranın doğası ruhu iyileştiren cinsten çıktı.
onur golgesi29 Eki 2026 13:45