almanya'da plansız hafta sonu gezilerinin kattığı o yaşama s

buraya taşınalı beri en çok sevdiğim şey, hafta sonu kafaya göre bir yöne doğru yola çıkmak. eskiden türkiye'deyken her şeyi aylar öncesinden planlardım ama burada buna pek gerek kalmıyor. geçen hafta stuttgart'tan rastgele bir trenine atladım, haritadan bile bakmadım nereye gittiğine. yol boyunca o devasa çam ormanlarının arasından geçerken insanın ruhu dinleniyor resmen. sonra ismini bile doğru düzgün telaffuz edemediğim minicik bir kasabada indim. her yer pırıl pırıl, evlerin pencerelerinden sarkan kıpkırmızı sardunyalar resmen kartpostal gibi duruyor. o meşhur dedikleri yarı ahşap mimariyi canlı canlı görmek, o daracık taş sokaklarda amaçsızca yürümek insanı orta çağ'da bir masalın içine bırakıyor sanki. meydandaki küçük bir fırına girdim, taptaze bir brezel ve kahve alıp nehrin kenarına oturdum. etrafta ne bir korna sesi var ne de bir yere yetişmeye çalışan stresli insanlar. sadece kuş sesleri ve uzaktan gelen o tok kilise çanı... bu ülkenin o disiplinli, kurallı yapısının arkasında aslında böyle çok dingin ve doğayla barışık bir damar var. özellikle bavyera veya kara orman taraflarındaki o köyler, kasabalar insana yaşam enerjisi pompalıyor. (bkz: ) gerçekten başka bir seviye. bazen sadece durmak ve o estetiğin tadını çıkarmak gerekiyor. kendimi o an o kadar hafiflemiş hissettim ki, pazartesi iş başı yapacak olmanın stresi bile tren garına geri yürürken uçup gitti. bu keşif hissi, insana gurbette olduğunu unutturup oraya ait hissettiren en güzel şeylerden biri.
dur bakalim16 Eki 2026 04:11