amerika'da gurbet hasreti ve sosyal hayat
buralarda beşinci yılımı devirmeme rağmen bazı pazar akşamları o amansız boşluk hissi yakamı bırakmıyor. türkiye'deyken amaan ne olacak görüntülü konuşuruz diyordum ama işin aslı öyle değilmiş. houston'da koskoca bir banliyöde her yere arabayla gitmek zorunda olduğun o izole hayatın içinde bazen insanın canı sadece çat kapı gelebilecek bir dostu çekiyor. amerika'daki sosyal hayatın en yorucu tarafı kesinlikle . bir kahve içmek için iki hafta önceden takvimlere bakmak google calendar üzerinden davet yollamak bu toprakların yazılı olmayan kuralı gibi. o meşhur olayı ise ilk başlarda ne kadar nazik insanlar dedirtse de bir süre sonra o hey how are you sorusunun altının bomboş olduğunu kimsenin gerçekten nasıl olduğunla ilgilenmediğini idrak ediyorsun. bazen whole foods'ta gezerken türkçe konuşan birilerini duyunca hemen o tarafa yöneliyorum sırf o aşinalığı hissetmek için. (bkz: ) başlığında da dert yanılmış zaten ama bizzat yaşayınca o vatan hasreti sadece yemeklerle değil o bizim usul samimiyetin eksikliğiyle vuruyor. akşam saat sekizden sonra sokaklarda kimsenin olmadığı sadece cırcır böceklerinin sesinin duyulduğu o sessiz mahalleler bazen huzur değil düpedüz yalnızlık kokuyor. ben mi çok duygusal yaklaşıyorum yoksa bu suburb hayatı gerçekten insanı sosyal olarak kurutuyor mu merak ediyorum. sizin de böyle bugün de memleket burnumda tüttü dediğiniz anlarda kendinizi teselli etme yöntemleriniz var mı?
begum ozani1 Kas 2026 07:52