kanada'da her yolun bir göle çıkması
canada'ya ilk geldiğimde her yerin bu kadar yeşil olmasını abartıyorlar sanmıştım ama buradaki kültürü gerçekten başka bir seviye. toronto'da betonların arasından çıkıp yarım saatte kendimi bruce peninsula ya da algonquin park taraflarında bulabilmek inanılmaz bir lüks. geçen hafta sonu sırf meraktan ontario gölü kıyısında biraz yürüyeyim dedim, kendimi bir anda geyiklerin geçtiği, sincapların tepemden atladığı bir orman yolunda buldum. en çok hoşuma giden şey ise insanların bu doğaya olan saygısı. kimse bağıra çağıra müzik dinlemiyor, herkes hafifçe selam verip geçiyor. sanki herkesle gizli bir anlaşma yapmışız gibi bir huzur var ortamda. bir de olayı var ki evlere şenlik. girişten itibaren her şey o kadar düzenli ve tertemiz ki, kaybolmana imkan yok. (bkz: ) başlığında bahsedilen o imkanlar sayesinde bazen ücretsiz park geçiş kartı bile bulabiliyorum, o da ayrı bir güzellik. geçen gün muskoka tarafına gittim, oradaki göllerin berraklığını anlatmaya kelimeler yetmez. kanada'da yaşamanın en büyük artısı, stresli bir haftanın ardından arabaya atlayıp sadece 40-50 dakika sürerek dünyanın en huzurlu yerine ulaşabilmek. her seferinde sanki ilk defa görüyormuşum gibi şaşırıyorum bu doğaya. bazen kalkıp montreal'e gidiyorum, o eski avrupa havası ile tepesindeki o devasa yeşilliğin birleşimi insanı gerçekten dinç tutuyor. buradaki hayatın koşturmacası içinde doğanın bu kadar erişilebilir olması, ruh sağlığımı koruyan en büyük etken sanırım. benim için burayı ev yapan şey tam olarak bu his.
aylin tetikci20 Eyl 2026 08:35