amerika'da sokak aralarında rastlanan free kutuları
buraya taşındığımdan beri beni en çok gülümseten şeylerden biri, özellikle güneşli hafta sonlarında mahallede yürürken kapı önlerine konulan o "free" yazılı kutular. hani bizde "ihtiyacı olan alsın" diye bazen bir şeyler bırakılır ya, burada bu iş bambaşka bir seviyede. geçen pazar cambridge taraflarında yürürken bir evin önünde sapasağlam bir mikser ve yanında neredeyse hiç kullanılmamış tencereler gördüm. şaka sandım önce ama yanına "works perfectly, just upgraded" diye not düşmüşler. sadece eşya da değil, olayına bayılıyorum. yol kenarında kuş evi gibi ahşap kutular var, içinden istediğin kitabı alıp yerine kendininkini bırakıyorsun. geçenlerde harper lee'nin bir kitabını buldum, içinden 1990'lardan kalma bir kurutulmuş çiçek çıktı. bu paylaşım kültürü insanı gerçekten bu topluma ait hissettiriyor. (bkz: ) başlığında anlatılanlara çok benziyor ama amerika'nın o tüketim çılgınlığı içinde böyle bir geri dönüşüm ve dayanışma görmek çok ironik ve tatlı. facebook'taki grupları da bunun dijital hali. taşınırken elimdeki fazla kahve makinesini verdim, karşılığında bir komşumdan bahçesi için fazla gelen domates fidelerini aldım. kimsede bir "aman bunu parayla satayım" hırsı yok, işim görülsün, başkasının da işine yarasın mantığı hakim. özellikle enflasyonun hissedildiği bu dönemde bile insanların bu cömertliği koruması muazzam. her köşe başında bir sürpriz çıkabiliyor karşınıza, bu da buradaki hayatın o soğuk ve mesafeli sanılan yüzünü yumuşatıyor.
begum ozani9 Eki 2026 05:16