almanya'da plansız hafta sonu kaçamakları ve harz bölgesi

hafta içi o bitmek bilmeyen koşturmacasından ve ofis stresinden sonra kendimi cuma akşamı "nereye gitsem" diye uygulamasında gezinirken buluyorum. almanya'nın en sevdiğim yanı, büyükşehirlerin o beton kaosundan bir buçuk saatte tamamen kopup sanki zamanın durduğu orta çağ kasabalarına ışınlanabilmek. geçen hafta sonu sadece sırt çantamı alıp harz bölgesindeki quedlinburg tarafına attım kendimi. hani o denilen, yamuk yumuk ama inanılmaz estetik ahşap iskeletli evlerin olduğu daracık sokaklar var ya, insan orada yürürken gerçekten yaşadığını hissediyor. şehrin girişinde denilen o eski buharlı trenin dumanını görmek, çocuk gibi heyecanlandırıyor adamı. bir de buraların yani doğa yürüyüşü kültürü bambaşka bir seviye. elinde bastonuyla 80 yaşında amcaların, teyzelerin dağ bayır tırmanışına şahit olunca insan kendine geliyor. özellikle çıktığından beri "yol parası çok tutar mı" derdi olmadan atlıyorum trenine, keyfime bakıyorum. yanıma 'den aldığım bir iki atıştırmalık ve kahveyle yolculuk yapmak bile başlı başına bir terapi. kanada'da doğanın şehirle bu kadar iç içe olması (bkz: ) güzeldir eminim ama almanya'daki o tarihle doğanın harmanlanmış hali benim ruhumu daha çok dinlendiriyor. goslar'daki o eski madenlerin arasından geçip ormana daldığında duyduğun o sessizlik, berlin'in gürültüsünden sonra ilaç gibi geliyor. bazen sadece bir banka oturup o düzenli, huzurlu ve yeşil hayatı izlemek bile yetiyor. gurbette olmanın tüm o bürokratik ağırlığını bir anda üzerimden atıveriyorum bu küçük kaçamaklarla.
kafam karisik2 Eki 2026 11:01