kanada'da gurbet hasreti ve sosyal hayatın kısırlığı
kanada'ya geleli beş yıl oldu ama bazen hala ilk günkü gibi yabancı hissediyorum kendimi. buradaki sosyal hayatın o kibar ama mesafeli hali bir noktadan sonra insanı gerçekten yoruyor. sabah işe giderken asansörde karşılaştığın komşunun 'how are you?' demesi aslında bir soru değil, bir selamlaşma ritüeli sadece; gerçekten nasılsın diye merak etmiyorlar. türkiye'deki o çat kapı misafirlikleri, mahalle kahvesindeki gürültülü sohbetleri, o plansızlığı özlememek elde değil. burada her şey aşırı planlı, her şey ajandaya bağlı. bir arkadaşınla kahve içmek için iki hafta önceden randevulaşmak gerekiyor, o da şanslıysan. özellikle kışın o -25 dereceleri gördüğümüzde ve güneş saat 4'te battığında evlere kapanıyoruz ya, işte o zaman denen illet kapını çalıyor. (bkz: ) gibi başlıklar okuyunca imreniyorum ama benim tecrübemde o dostluklar patenleri çıkarıp herkes arabasına binene kadar sürüyor genelde. derinleşmiyor, o eski samimiyeti, o lisedeki veya üniversitedeki can ciğer arkadaşlıkları yakalayamıyorsun. gurbet hasreti dediğin şey sadece memleket toprağını özlemek değilmiş, bir yaşama biçiminin, o sıcak insan ilişkilerinin özlemiymiş. bazen mississauga'nın gri ve dümdüz sokaklarında yürürken 'benim burada ne işim var' sorusu beynimin içinde yankılanıyor. her şeyin tıkır tıkır işlemesi, düzenli bir hayat olması bazen ruhun açlığını doyurmaya yetmiyor. siz de benzer bir yalnızlık hissiyle boğuşuyor musunuz yoksa ben mi bu kış biraz fazla melankoliye bağladım, merak ediyorum.
ela seyyah2 Eki 2026 19:03